23 Temmuz 2009 Perşembe

ZAMANSIZLIK VE KADER: Zaman Mutlak Değildir Bir Tür İnançtır


Allah bu dünyada çok büyük sırlar yaratmıştır. İlginç olan bu sırların gün ışığına bilimsel veriler yoluyla birer birer çıkmasıdır. Bu yazıda zamanın mutlak ve değişmez olmayıp, algı ve bir tür inanç olduğu gerçeğini göreceğiz.

Materyalist felsefenin varsayımlarına göre ise zaman mutlaktır. Bu tamamen bir zandır ve hiç bir geçerliliği yoktur. Zamanın mutlak bir varlık olmadığı bugün bilimsel olarak da bilinen bir konudur. Öyle ki artık bu gerçek günümüzde teknik bir konu halini almıştır. Her şey Allah’ın yaratması ile vardır. Her şey O’nun yaratması ile hayat bulur, varlık mertebesine çıkar. İnsan tek bir ilahı kabul etmezse sayısız sahte ilaha bağlanır. Buna uygun yaratılmadığından ruhu büyük sıkıntı çeker. Sahte ilahlardan olan zamanın da yaratılmış olduğu bir büyük gerçektir.

Zaman Nedir?

Zaman yaratılan anların birbirleri ile karşılaştırılması sonucu ortaya çıkan bir tür histir. Gerçekte herşey tek bir anda yaratılmıştır. Ancak bize izlettirilen kareleri karşılaştırdığımızda geçmiş gelecek gibi hisler oluşur. Bu yazıda hep beraber göreceğiz ki geçmiş ve gelecek gerçekten de kare kare yaratılan anların karşılaştırılması ile elde edilir. Biri için geçmiş olan bir an, bir başkası için gelecektir. Bu da zamanın mutlak bir varlık olmadığının en açık delilidir.


zaman
Hayat kare kare yaratılan anların bütünüdür. Geçmiş de gelecek de Allah’ın yaratmasıdır. Bize izlettirdiği sırada olayları geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek zaman olarak adlandırırız.

Özel Relativite Teorisi ve Zamanın İzafiyeti

Özel Relativite teorisine göre ışığın hızı bütün gözlemciler için aynı ve sabittir. 1 Bizler olaylardan ışığın gözümüze ulaşmasıyla haberdar oluruz. Işığın hızı muazzam büyüktür. Öyle ki saniyede dünyanın etrafını 7.5 kez dolanır. Bu yüzden dünyamızda şahit olduğumuz olaylar arasında olan zaman farklarını anlayamayız, hepsini eş zamanlı zannederiz. Aslında durum biraz daha değişiktir. Ne demek istediğimizi gözümüzü biraz daha uzaklara çevirerek daha iyi anlayabiliriz.

Geceleyin gözlerimizi göğe çevirdiğimizde müthiş güzellikleri ile yıldızları görürüz. Bu ışıklar bizden çok uzaktatır. Öyle ki gördüğümüzü sandığımız pek çok yıldız, aslında çoktan ölmüş olabilirler. Yani aslında o an var zannetiğimiz şey belki de yoktur.


yildizlar
Geceleri gökyüzünde gördüğümüz ve Allah’ın en sevimli sanatlarından biri olan ve bakanlara içlerinde ferahlık veren yıldızların ışıkları bize çok öteden gelirler. Öyle ki bazı ışıklar milyarlarca yıl önceden gelen yıldızın ışığıdır. Ve izlediğimiz bu yıldız belki de çoktan yakıtını tüketmiş ve ölmüştür.

dunya
Işık o kadar hızlıdır ki bir saniyede dünyamızın etrafını 7.5 kez dolaşabilir. Işığın bu muazzam hızı dolayısıyla zaman kavramının anların karşılaştırması üzerine oluşan bir inanç olduğunu günlük hayatta gözden kaçırabiliyoruz. Uzaklıkları çok arttırdığımızda, yani ışığın hızının görünebilir farklara sebep olabileceği uzaklıklarda bu büyük gerçeği daha kolay anlayabiliriz.

Zaman An An Yaratılan Görüntülerin Karşılaştırılması Üzerine Yaratılan Bir Histir, Mutlak Varlık Değildir

andromeda
Andromeda galaksisi bizden çok uzaktadır. Işığın etkilerini gözlemleyebilmek için iyi bir örnektir.

Işık hızı çok büyük de olsa neticede sonlu bir değerdedir. Bu sonlu değer hakkında daha derin düşündüğümüzde aslında zamanın mutlak bir varlık olmadığı gerçeği karşımıza çıkar.

Gelin hep beraber şöyle bir düşünce deneyi yapalım. 3 gözlemcimiz olsun. Gözlemcilerimizden birini çok uzaklarda örneğin Andromeda galaksisinde bulunduralım. Diğeri de dünyamızda bulunsun. Bu iki gözlemcinin tam ortasında olan bir mesafede ise bir uzay mekiği bulunsun. Bu uzay mekiğinde ise 3 astronot bulunsun. Bu mekiğin bize bakan yanında ve Andromeda galaksisine bakan yanında olmak üzere ayrılan bölmeleri olsun. Astronotlardan ikisi bu bölmelere binsin ve biri dünyamıza diğeri de Andromeda galaksisine doğru ışık hızına yakın olmak üzere eşit hızlarda mekikten ayrılarak hareket etsinler. 3. Astronot ise uzay mekiğinde kalsın. Hareket eden astronotlardan dünyamıza yaklaşanı bir saat boyunca kitap okusun diğeri ise 1 saat boyunca müzik dinlesin. Şimdi aynı olayları 3 farklı gözlemci açısından ele alalım ve zamanın nasıl mutlak olmayıp, önceden de gördüğümüz gibi anların karşılaştırılması neticesinde yaşanılan bir his olduğunu görelim.

  1. Uzay mekiğinde hareketsiz kalan astronot, süratle hareket eden astronotları gözlediğinde mekikten ayrılan iki astronotun müzik dinleme ve kitap okuma işlerini aynı anda yaptığını ve bitirdiğini düşünecektir.
  2. Biz ise aynı olayları gözlemlediğimizde astronotlardan dünyamıza yaklaşanın kitap okuma işini bitirdikten sonra diğer astronotun müzik dinleme işini bitirdiğini görürüz.
  3. Andromeda galaksisinde bulunan gözlemci ise bize göre tam tersi zamanlamada olaylara şahit olur. Yani önce müzik dinleme işinin bittiğini düşünürken sonra kitap okuma işinin bittiğini düşünür.

2 olay bir gözlemci için aynı anda olurken, diğer iki gözlemci için önce ve sonra sırası tamamen birbirine zıt olacak şekilde farklı zamanlarda gerçekleşir. Böylece bu örnekle de görmüş olduk ki zaman mutlak bir varlık değildir. Şimdi, geçmiş ve gelecek tamamen algıların karşılaştırılması ile oluşur. Eğer zaman mutlak olsaydı nasıl aynı olaylar tamamen birbirinden farklı olarak geçmiş, şimdiki ve gelecek zaman olabilirdi? Zaman algıların birbirleri ile karşılaştırılması üzerine oluşan bir histen ibarettir.

Gözünüzü Çevirdiğinizde Zaman Yolculuğu Yaptığınızı Biliyor Muydunuz?
Allah’ın verdiği en büyük nimetlerden olan gözünüzü evrende gezdirdiğinizde size ulaşan ışığın çok farklı yerlerden geldiğini gördük. Bu ışıkların kimi saniyenin milyarda biri kadar mesafeden gelirken kimisi de milyarca yıl öncesinden gelir. Bütün bu farklı anları bizde tek bir an olarak Allah toplar. Bu yolla beynimizde toplanan anlar başkaları için geçmiş, gelecek veya şimdiki zaman olabilmektedır. Dolayısıyla gözümüzü çevirdiğimizde hiç farkında olmadan aslında bir tür zaman yolculuğu yaparız.


goz
Sizin muhatap olduğunuz şimdiki zaman aslında başkaları için gelecek ve geçmiş zaman olabilmektedir. Gözünüzü her çevirişinizde de sayısız farklı zaman kesitleri gözünüzde tek bir anda toplanmaktadır. Dolayısıyla zaman materyalistlerin zannettiği gibi mutlak değildir. Size bir algı olarak gösterilmektedir.

Ölçtüğünüzü Düşündüğünüz Zaman Da Anların Bir Tür Karşılaştırmasından İbarettir

Hep beraber gördük ki aynı iki olay bir gözlemci için eş zamanlı olabilir. Bir başka gözlemci için ise biri diğerinden önce gerçekleşebilir. Bir başkası için ise geçmiş olan olay aslında gelecektedir. Bu da zamanın mutlak olmadığını ispatlamaktadır.

Peki ölçtüğünüzü düşündüğünüz zaman nedir? Zamanı ölçmek için saatlerden faydalanırız. Tarih boyunca pek çok farklı saat sistemi kullanılmıştır. Su saatleri, güneş saatleri, mekanik saatler, elektronik saatler, atomik saatler gibi çok çeşitli saatler kullanılmıştır. Ancak bütün bu sistemlere dikkat edilirse hepsinde ortak bir yan vardır: tekrar eden olayları kullanmak. Tekrar eden olaylar ölçü yapılarak diğer olaylar karşılaştırılır ve “geçen zaman”ın miktarı belirlenir. Dikkat edilirse burada da mutlak bir zamandan bahsedilmiyor. Sözkonusu olan anların karşılaştırmasıdır. Dolayısıyla zaman Allah’ın bize hissettirdiği bir tür algıdır.


saat
Zamanı ölçtüğünü düşündüğünüz saatler anlar içinde yaratılan görüntüden ibarettir. Dolayısıyla mutlak bir varlıkları yoktur.


Sonuç:

İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'ndan başka ilah yoktur. Her şeyin yaratıcısıdır, öyleyse O'na kulluk edin. O, her şeyin üstünde bir vekildir.
(En'am Suresi, 102)

Kuran ayetinde belirtildiği gibi herşey Allah’ın yaratması ile vardır. Buna zaman da dahildir. Geçmiş, gelecek ve şimdiki gibi zamanlar bize hissettirilen bir algıdan ibarettir. Hafızamızda olan bir bilgi üzerine yapılan yorumla böyle bir hissin oluşması ise apayrı bir mucizedir. Zaman Allah’ın yaratmış olduğu muhteşem sanatlı eserlerinin en güzel ve en ilginç örneklerindendir.

Kaynak:

  1. http://casa.colorado.edu/~ajsh/sr/postulate.html#postulates

ZAMANSIZLIK VE KADER: Zamanın Göreceliği Mucizesi


Evren’in ne tarafına gözümüzü çevirsek hayret verici bir düzenle karşılaşırız. Allah’ın muhteşem yaratma sanatını gösteren çok ilginç detaylara şahit oluruz. Evrendeki olağanüstü büyüklüğe karşı içimizde hayranlıkla dolu bir his oluşur. Bu büyük alemde günlük hayatta kullandığımız ölçüler ise çok yetersiz kalır. Öyle ki gözümüze ulaşan kimi yıldızların ışığı milyarlarca yıl öncesinden gelmektedir. Bu yüzden astronomide uzaklıkları belirtmede temel ölçü kaynağı olarak ışık kullanılmaktadır. Yüzyıllardır ışık, bilimlerin temel araştırma konusu olmuştur. Özellikle 19. Yüzyılın 2. yarısından itibaren yapılan araştırmalar bizi çok büyük gerçeklerle karşı karşıya bırakmıştır. Bunun neticesinde varlığa dair bakışımızda çok temel değişiklikler olmuştur. Bunlardan en ilginci zamana dair bakışımız olmuştur. Einstein’ın özel relativite teorisi ile bilim dünyası derin bir şok yaşamıştır. Çünkü gerçekten bu teori hiç alışık olmadığız türden düşünceleri beraberinde getirmiştir.

Bir Zihniyet Değişimin Arkasında Duran Temel Sır: Işığın Hızının Sonlu ve Sabit Oluşu

Işığın Hızının Sonlu Oluşu
Bilim tarihinin en ilginç deneylerinden bazısı ışığın hızı ile ilgili olan deneylerdir. Güneşin gezegenlerinden Jüpiterden gelen ışık üzerine yapılan deneylerle çok ilginç bir gerçekle karşılaşıldı. Buna göre ışığın hızı sonluydu. Yani bir yerde ortaya çıkan ışık aniden gözümüze ulaşmaz, belli bir süre sonra gözümüze ulaşır. Bu da şimdi oluyor diye düşündüğünüz şeylerin size göre öyle olduğunu, gerçekte başkalarına göre çok daha önce yaşanmış olaylar olduğunu hatta yaşanacak olaylar olduğunu göstermektedir. Çünkü bizi olaylardan haberdar eden ışık başkalarına çoktan ulaşmış ya da daha hiç ulaşmamış olabilir. Bu da zamanın gözleyene göre değişen bir algı olduğunu göstermektedir.

Jupiter
Io
Jüpiter ve Jüpiter’in ayı olan Io adlı gök cisimleri. Jüpiter, güneş sisteminde yer alan gezegenlerden biridir. Belli vakitlerde Io, Jüpiter tarafından güneş tutulmasına uğratılır. 17. Yüzyılda Ole Römer adlı bilim adamı araştırmaları neticesinde, bu tutulmanın bazen beklenilenden kısa süre önce gerçekleştiğini bulurken, bazen de beklenilenden daha geç gerçekleştiğini tespit etmiştir. Jüpiterin dünyaya yakın olduğu durumlarda, tutulma beklenilenden önce gerçekleşirken, dünyadan uzak olduğu durumlarda ise beklenilenden geç gerçekleşmektedir. Buradaki sır, ışığın hızının sonlu olduğu gerçeğidir. Jüpüterin dünyadan uzak olduğu durumda ışık bu mesafeyi daha uzun sürede katettiğinden biz bu tutulma olayını beklenilenden geç anlarız. Aynı şekilde, jüpiterin dünyaya yakın olduğu durumlarda da tutulmayı erken farkederiz. 1,2

19. yüzyılda ortaya çıkan asıl olağanüstü gerçek ışığın hızının gözlemleyenden bağımsız olmak üzere aynı değere sahip oluşu ile ilgiliydi. Bu bilim dünyasında, bir bakış açısının köklü değişiminin arkasında yatan temel faktördü.

Işığın Hızının Gözlemleyenden Bağımsız Sabit Oluşu

Eğer biri size iki artı iki dört etmez ya da 2 elmaya 2 elma eklersen 2 elma olur derse ne düşünürsünüz? Bu son derece şaşırtıcı olurdu değil mi? İşte ışığın hızı sözkonusu olduğunda da olan tam da budur. Buna göre ışığın hızı gözlemcinin hızından bağımsız olmak üzere sabittir. Bu son derece ilginç bir bilgidir.

Bunu anlamak için şu örnekleri gelin beraberce düşünelim:

Nehirde hareket eden gemileri düşünelim. Aynı güçle çalıştırılan gemiler, nehir akıntı hızının büyüklüğüne göre bize hep farklı hızlarda hareket ediyormuş gibi gözükürler. Akıntının hızı arttıkça gemiler hızlanırlar. Ancak aynı gemiler gece karanlığında hareket ediyor olsalardı ve bu gemilerden bize gelecek şekilde el feneri yüzümüze tutuluyor olsalardı o zaman şöyle ilginç bir durum karşımıza çıkardı. Her seferinde bize gelen ışığın hızı akıntının hızından bağımsız olmak üzere aynı olurdu. Nehirin ve geminin hızı ne olursa olsun bu netice değişmezdi.

gemi
Sahilden bakan biri için, bir nehirde hareket eden gemilerin hızları nehrin akış hızına göre değişmektedir. Ancak ışığın hareketi sözkonusu olduğunda alışılmışın dışında bir durumla karşılaşırız. Gemiden gözümüze gelen ışığın hızı nehrin akış hızından etkilenmemektedir.

ısık
İki ok atan adamı düşünün bunlardan biri hedef tahtasına göre durağan olsun. Diğeri ise bir otobüsün içindeyken ve otobüs hareket halindeyken ok atsın. İki okçu da aynı anda ve aynı yerden atışlarını yapacak olurlarsa elbette ki otobüsten oku atan kişinin hedefi daha hızlı vuracağını tahmin ederdik. Ancak aynı iki kişi hedefe fener tutuyor olsaydı, yani ışık gönderseydi, sonucu daha farklı görürdük. Fenerler hedefleri aynı anda aydınlatırlardı. (Resim Britannica ansiklopedisinden alınmıştır.)

Yukarıda örneklerini gördüğümüz ve ışığın hızındaki özel tasarımı anlatan gerçek Allah’ın üstün yaratma sanatının örneklerindendir. Bugün ışığın hızının hareketten bağımsız sabit oluşu üzerine düşünen insanlar son derece derin bir hayranlık hissi duyarlar. Işıkta böyle mucizevi özellikler tecelli ettiren güç elbette sonsuz akıl ve kudret sahibidir.

Işığın hızındaki bu şaşırtıcı özelliğin ne gibi neticeleri olabileceği üzerine düşünen bilim adamları uzun süre araştırmalar yaptılar. Fitzgerald adlı fizikçi cisimlerin boylarının hareket etmeleri ile beraber kısaldığını keşfetti. Lorentz adlı bir diğer fizikçi birbirlerine göre sabit hızla hareket eden cisimlerin zaman ve mekan ölçümlerinin nasıl değiştiğini matematiksel olarak gösterdi. 3 Bu çalışmaların ne anlama geldiğini zamanın fizik dünyası tam olarak kavrayamadı. Ancak 1905 yılında Einstein ışıkla ilgili bu ilginç gerçeği etraflıca inceleyerek bilim dünyasını sarsan bir çalışma yaptı. Artık bu büyük gerçekle yüzleşmenin zamanı gelmişti.

Zaman Bir Algıdır Mutlak Değildir

Yüzyıllar boyunca pek çok insan zamanın değişmez olduğunu düşündü. Hatta zamanı mekandan ayrı varolan soyut değişmez bir gerçek olarak algıladı. Newton fiziğine göre mekandan bağımsız kendi kendine akıp giden bir zaman anlayışı vardı. Ancak bütün bunların yanlış varsayımlar olduğu açıkça ortaya çıktı. Yapılan hesaplamalar gösterdi ki sabit bir hızda hareket eden cisimlerde zaman genişliyor. Bu gerçek karşısında Bertrand Russell şu değerlendirmeleri yapmıştır:

“Bu tür olguların ancak bir tek açıklama yolu vardır, bu da saatlerin hareketle etkilendiklerini kabul etmektir. Ben bunun çok daha duyarlı saatlerin yapımıyla önlenecek birşey olduğunu kastetmiyorum, çok daha temel bazı şeyler söylemek istiyorum. Diyorum ki, eğer iki olay arasında bir saatlik bir sürenin geçtiğini söylerseniz, eğer bu öneriniz ideal doğruluktaki kronometrelere ve en ideal dikkat gösterilerek yapılan ölçümlere dayanıyorsa, size göre rölatif olarak hareket eden, aynı dakiklikteki bir başka kişi, bu sürenin bir saatten fazla ya da eksik olduğunu söyleyebilir. Birinin yanlış, ötekinin doğru olduğunu ileri süremezsiniz; nasıl ki, biri Greenwich zamanını gösteren, öteki Newyork zamanını gösteren saat kullandığında, birine doğru, ötekine yanlış diyemezsek. “ 4

saatsaat

Aynı türden iki saatimiz olsun. Bu iki saatin normal şartlarda aynı hızlarda çalışmasını bekleriz. Ancak saatlerden birini hareketli bir cisme koyduğunuzda bu iki saat farklı şekilde çalışır. Hareket eden cisimde zaman genişlemesi denilen bir mucize yaşanır. Bu cisimdeki saat yavaşlar. Bu şaşırtıcı gerçek deneylerle de ispatlanmıştır. Bu da zamanın mutlak ve değişmez olmadığının çok ilginç bir delilidir.

Zamanın algılayana göre değiştiği gerçeği bilim dünyasında derin bir sarsıntıya sebep oldu. Bu gerçek, materyalistleri zamana dair yanlış varsayımlarını bırakmaya zorladı. Pek çok deneysel ispat ile bu gerçek teknik bir hal aldı. Bunlardan biri Müon Deneyi olarak bilinen çok ilginç bir gözlemdir. 1941 yılında yayınlanan bir çalışmayla zamanın göreceliği bir kez daha ispatlanmış oldu.

Müon Deneyi ve Zamanın Göreceliği

Zamanın göreceliği gerçeği, yani algılayana göre değişmez olmayıp farklı olduğu gerçeği, bilimsel deneylerle ispatlanmıştır ve artık teknik bir konu halini almıştır. Kuşkusuz bu büyük bir mucizedir. Allah zamanı pek çok hayranlık uyandıran özelliği ile birlikte yaratmıştır. Bunlardan biri müon deneyi olarak bilinen deneylerdir.


muon

Müonun yaratılışını gösteren resim. Uzaydan dünyamıza yüksek enerjili parçacık fırtınaları gelmektedir. Ancak biz bütün bu tehlikelerden habersiz rahatla hayatımıza devam ederiz. Bunun için Allah gökyüzünde özel bir koruma yaratmıştır. Bu sistem neticesinde yüksek enerjili parçacıklar yıkılarak çok kısa yaşam süreli müon adlı parçacıklar oluşur. Bu parçacıklar gökyüzünden yere doğru ışık hızına yakın bir hızla inerler.

Atmosferimiz uzaydan gelen zararlı ışımalara karşı koruma görevi ile birlikte yaratılmıştır. Bunla ilgili mucizevi bir bilgi 1400 yıl öncesinde, Kuran’daGökyüzünü korunmuş bir tavan kıldık; onlar ise bunun ayetlerinden yüz çeviriyorlar. (Enbiya Suresi, 32) ayetiyle bildirilmiştir.



korunmus
Allah gökyüzünü uzaydan gelen tehlikelere karşı korunaklı yaratmıştır.

gokyuzu
Allah gökyüzünü meteorlara karşı olduğu gibi yüksek enerjili parçacıklardan oluşan kozmik fırtınalara karşı da korumaktadır. Siz hiç farkına varmadan Allah sizin için uzayda gelen tehlikelere karşı güvenli bir yaşam sağlar.


Allah kozmik radyasyonları atmosferde engeller ve müon adlı parçacıkları yaratır. Bu parçacıkların ömürleri çok kısadır. Ortalama yarı ömürleri 2.2 mikrosaniye ( saniyenin milyonda biri ) kadar bir süre yaşarlar. Atmosferimizde durdurulan kozmik radyasyonlar, bu yeni parçacıklar yoluyla hareketlerine devam ederler. Müonlar ışık hızına çok yakın bir hızla yere doğru inerler. Yapılan hesaplamalar göstermiştir ki, müonların neredeyse hepsi yere ulaşmadan yaşam sürelerini bitirip ölmeleri grekirdi. Ancak yerde yapılan gözlemlere göre ise beklenilenden çok daha fazla olmak üzere atmosferden müon yere ulaşmaktadır. Klasik fizik açısından, bu çelişkili bir durumdur. Ancak burada yatan çelişkili düşünce, zamanın gözlemciye göre değişmez olduğu yanılgısından kaynaklanmaktadır. Hareketli cisimlerde zamanın genişlediğini görmüştük. Bu gerçek gözönüne alınarak yapılan hesaplamalar zamanın algılayana göre değiştiği gerçeğini bir kez daha göstermiştir. Müonlar zaman genişlemesi neticesinde çok daha uzun yol alıyorlar. 5

Materyalizmin Sonu

Materyalistlerin başlıca iki değişmez kabulü vardı. Bunlar madde ve zamandı. Zamanın sonsuz bir geçmişi olduğunu düşünüyorlardı. Yani zamanı kendi kendine akıp giden maddeden bağımsız ve değişmez bir soyut düşünce olarak görüyorlardı. Ancak son 150 yıldır yapılan bilimsel çalışmalar neticesinde, bu düşüncenin yanlışlığı net bir şekilde ortaya konmuştur. Zaman, anların karşılaştırılması neticesinde oluşan bir histir. Algılayana göre de değişir. Bağımsız kendiliğinden var olan zaman anlayışının yanlışlığı bilim dünyasınca da anlaşılmış ve artık bu konu teknik bir hal almıştır. İleriki yazılarımızda daha detaylı bir şekilde göreceğimiz gibi zaman ve mekan içiçe geçmiş kavramlardır. Mekansızlığın olduğu bir yerde zamandan bahsedilmez. Big Bang olarak bilinen evrenin büyük patlama ile yaratılışıyla birlikte zaman da yaratılmıştır.

rodin
Sonsuzdan beridir kendi kendine akıp duran bağımsız ve değişmez zaman düşüncesi yanlıştır. Materyalistler zamanı yukarıdaki heykel gibi katı ve kendiliğinden var olan, mekandan bağımsız adeta bir kenarda bekleyen bir varlık olarak düşünüyorlardı. Ancak bu düşüncelerin yanlışlığı bilimsel olarak da son 100 yıldır bilinmektedir. Zaman Allah’ın bize izlettirdiği bir algıdır. Kendi kendine var olmaz.

Sonuç:
Zaman Allah’ın yarattığı en ilginç hislerdendir. Allah zamanı içinde pek çok sır barındıracak şekilde yaratmıştır. İlginç bir şekilde, bilimsel gelişmelerle zaman hakkında batıl felsefelerin iddiaları birer birer çürütülmüştür. Önceki yazılarımızda gördüğümüz gibi zaman anların karşılaştırılması üzerine hissettirilen bir algıdır. Ve gözleyene göre değişir, mutlak değildir. Zamanın mutlak ve değişmez bir varlık olmadığı bundan 1400 yıl kadar önce bir mucize olarak bildirilmiştir:

... Gerçekten, senin Rabbinin Katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir. (Hac Suresi, 47)
Gökten yere her işi O evirip düzene koyar. Sonra (işler,) sizin saymakta olduğunuz bin yıl süreli bir günde yine O'na yükselir. (Secde Suresi, 5)
Melekler ve Ruh (Cebrail), O'na, süresi elli bin yıl olan bir günde çıkabilmektedir. (Mearic Suresi, 4)

Ayetlerde bu gerçeğin bu denli açık bir şekilde anlatılması Kuran’ın Allah tarafından indirildiğinin açık bir kanıtıdır.

Kaynak:

1 http://galileo.phys.virginia.edu/classes/109N/lectures/spedlite.html

2 Rölativitenin ABC’si, Bertrand, Russell, Sarmal Yayıncılık, Sayfa 31

3 Fundamentals of Physics, Fourth Edition, David Halliday, Robert Resnick, Jearl Walker, John Wiley & Sons, Inc., Sayfa 1116

4 Rölativitenin ABC’si, Bertrand, Russell, Sarmal Yayıncılık, Sayfa 38

5 Rossi B. and Hall D.B. (1941) ‘Variation of Decay of Mesotrons with Momentum’,. Physical Review 59, 223-228.

ZAMANSIZLIK VE KADER: Karar Verme Mucizesi ve Kader Gerçeği


Bir seçim yaptığınızda içinizde özgür irade olarak adlandırılan bir his duyarsınız. Bu hissin sizdeki kuvvetli etkisinden dolayı, nefsiniz yaptığınız hareketlerin gerçek failini kendisi zanneder. Örneğin yürüyorum, koşuyorum, yemek yiyorum derken nefsiniz bütün bunların failinin kendisi olduğunu düşünür. Çünkü içinizdeki hisle algıladığınız davranışlar birbiriyle uyum içindedir. Ayrıca bu hissinizin yaptıklarınızdan önce geldiğini düşünürsünüz. Nefsinizin kendisine benlik vermesi zamanla giderek artar ve bir tür küçük firavun haline gelir. İşin doğrusu ise insanın hiçbir kudreti yoktur, istekleri de Allah’ın lütfüyledir. Nitekim bir Kuran ayetinde Allah:

“Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Gerçekten Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (İnsan Suresi, 30)”

buyurmaktadır.

image1
Size çay ve kahve sunulduğunu düşünün. Bunlardan birini seçmeniz istensin. Siz istediğinizi seçip keyifle içeceğinizi yudumladığınızda yaptığınız seçimin ne kadar doğru bir karar olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak yapılan araştırmalar çarpıcı bir sonuç ortaya çıkarmıştır. Seçimlerinizden önce, isteğinizden bağımsız olarak karar zaten verilmiştir. Bu çarpıcı gerçek, bilim dünyasında müthiş bir yankı uyandırmış ve “Kader bilimsel olarak ispatlandı” şeklinde duyurulmuştur.

Algıladığınız Dünyanın Geçmişin İzi Olduğunu Biliyor muydunuz?

Son 30-40 yıldır sürdürülen bilimsel araştırmalar aslında özgür iradenin bir tür algı olduğunu gösterdi. Buna göre özgür iradenin davranışların ardındaki mutlak güç olduğu düşüncesi bir yanılgıdır.

California Üniversitesi nörofizyologlarından Prof. Benjamin Libet, 1973 yılında yaptığı deneyler sonucunda tüm kararlarımızın, seçimlerimizin önceden belirlendiğini, bilincin ise herşey olup bittikten yarım saniye sonra devreye girdiğini ortaya koymuştur. Bu durum diğer nörofizyologlarca da, hep geçmişte yaşadığımız ve bilincimizin tüm yaşananları yarım saniye sonra gösteren bir "monitör" gibi olduğu şeklinde yorumlanmaktadır. 1

image2
Benjamin Libet deneklere beyinlerindeki belli bölgeleri uyararak ellerine dokunulduğu hissini oluşturdu. Deneklerden dokunma hissini algıladıkları anda da bunu belirtmelerini istedi. Neticede ortaya şu çıktı. İnsanın algılama anı, gerçek zamana göre yarım saniye geç oluyor. Yani aslında biz hayatımız boyunca hep önceden çekilmiş bir filmi izleriz.

image3
Bir filmi izler gibi şu an yaşadığınız hayatı izlediğinizi biliyor muydunuz? Bilimsel araştırmalar göstermiştir ki yaşadığınızı düşündüğünüz anlar aslında geçmişin izleridir.

Verdiğiniz Kararların Sizden Önce Verildiğini Biliyor Muydunuz?

Araştırmalarını sürdüren Benjamin Libet daha da ilginç sonuçlara ulaşmıştır. Bu sefer Libet, parmakları hareket ettirme “kararını” deneklere bıraktı ve bunun neticesinde beyinde oluşan sinyalleri inceledi. Parmağı hareket ettirmenin karar anı, beyinden emir yollanması anı ve parmağın hareket anlarını not etti. Son derece ilginç bir gerçekle karşılaştı. Karar anından önce, parmağı hareket ettirmek için beyinde ilgili hücreler harekete geçiyorlar. Yani aslında parmağınızı hareket ettirme emri, sizden önce veriliyor. Ondan sonra size bu kararınız bir his olarak yaşatılıyor. Libet’in bu çalışmaları, bilim dünyasını derinden etkiledi. Çünkü deneyin sonuçları derin anlamlar içeriyor.

Son olarak Max Planck Enstitüsünden bilim adamı Prof. John-Dylan Haynes gelişmiş manyetik rezonans ve bilgisayar tekniklerini kullanarak son derece ilginç araştırmalar yapmıştır. Araştırmalarda deneklerden önlerinde bulunan 2 düğmeden birini seçmeleri istendi. Düğmeye basılışın karar anının incelendiği bu deneylerde, Benjamin Libet’in deneylerini doğrular neticeler elde edildi. Esasen seçim yapıldığı düşünülen an, hissettirilen bir algıdan ibarettir. Yapılan deneylerde düğmeye basma kararının 7 saniye öncesinden deneklerin hangi düğmeye basacağı, beyin hücrelerinin aktivitelerinden tahmin edilebildiği görülmüştür. 2

image4

Prof. Haynes’in dünyada büyük yankı bulan çalışmasını gösteren bir resim. Deneklere sol ve sağ düğmelerden istediği birine basması istenmiştir. Deneğin karar verdiğini hissettiği an ile düğmenin basılma anı da dahil olmak üzere, beyindeki bütün faaliyetler incelenmiştir. Neticede çok çarpıcı bir gerçek ortaya çıkmıştır. Kişi, karar verdiğini düşündüğü andan 10 saniye öncesinde yapacağı seçim, beyninde zaten bellidir. Bu son derece çarpıcı sonuç özgür iradenin aslında hissettirilen bir algı olduğunu bir kez daha göstermiştir. (Not 1)

Araştırmayı yürüten ekibin lideri Prof. Haynes Nature dergisinde çıkan alıntısına göre
“Kararlarımızın bilinçli olduğunu düşünürüz, ama bu veriler göstermiştir ki bilinç yalnızca buzdağının ucudur.” demektedir. 3

image5
Bu yazıda anlatılan bilimsel çalışmalarda gördüğümüz gibi insanların kendilerinden kaynaklanan bir iradeleri yoktur. Bütün davranışların yaratıcısı Allah’dır. Sayısız insanla muhatap olduğunu düşünen biri, aslında yalnızca Allah’la yüzyüze olduğunu bilmelidir. Nitekim Allah bir Kuran ayetinde “Doğu da Allah'ındır, batı da. Her nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (kıblesi) orasıdır. Şüphesiz ki Allah, kuşatandır, bilendir. (Bakara Suresi, 115) buyurmaktadır.

Bu çarpıcı deney, dünyada büyük yankı uyandırmış ve “Özgür İradenin Sonu mu?” gibi başlıklarla duyurulmuştur. 4 Deneyi değerlendiren nörolog Mark Hallett bu çalışmanın kendisinin özgür iradenin karar verici güç yerine bir algı olduğu anlayışını doğrulamıştır diyerek ifade etmiştir. 5

Vanderbilt Üniversitesinden Frank Tong sonuçları “oldukça dramatik” olarak niteleyerek 10 saniye beyin aktivitesi açısından “bir ömür boyu”dur demiştir. 6

Kader Gerçeği

İnsanoğlunun hayatta karşısına sayısız seçenek çıkar. Bu seçenekler arasında sürekli bir seçim yapması gerekir. Halbuki bu yazıda da gördük ki, bu seçimleri yapan esasen kişinin kendisi değildir. Çünkü seçimden önce beyinde bu yönde kararların çıktığı açık bir şekilde ortaya çıkmıştır. Ayrıca insan dünyayı, yarım saniye geriden izlemektedir. Yani bitmiş bir film bize izlettirilmektedir.

Peki O Zaman Bu Seçimleri Kim Yapmaktadır?


image6
Düşünüp kararlar alan insanın kendisi değildir. Bunlar hayatı yarım saniye geriden öğrenen ve kararları eylemlerinden sonra oluşan birinin yapabileceği şeyler değildir. Bütün seçimler Allah’ın dilemesiyle olur. Bütün fiiller Allah’ın yaratmasıyla ortaya çıkar. Hayatın akışı içinde karşılaştığınız sayısız irili ufaklı seçenekler ve yapılan işler sizi aldatmasın. Bunların hepsi tek olan Allah’ın kararları ve size gösterdiği görüntülerdir. Nitekim bu gerçek “Ey zindan arkadaşlarım, birbirinden ayrı (bir sürü) Rabler mi daha hayırlıdır, yoksa kahhar (kahredici) olan bir tek Allah mı? Sizin Allah'tan başka taptıklarınız, Allah'ın kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın ad olarak adlandırdıklarınızdan başkası değildir. Hüküm, yalnızca Allah'ındır. O, Kendisi'nden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur, ancak insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf Suresi, 39-40) ayetleriyle bize bildirilmiştir.

Bu yazıda örneklerini gördüğümüz gibi, insanoğlunun hayatı boyunca kararlar vermesi kendinden kaynaklanan bir güçle değildir. Düşünüp taşınıp karar verip, bunu uyguladığını zanneden insanlar esasen önceden verilmiş bir kararı uygularlar, önceden yapılmış bir işi yaptıklarını zannederler. İnsanın, hayatı yarım saniye geriden takip ettiğini ortaya koyan deneyler ve kararların bize hissettirildiği andan önce zaten verildiğini gösteren beyin araştırmaları bu gerçeği teyid eder. Evrenin yaratıldığı andan itibaren verilen bütün kararlar, bütün seçimler Allah’ın dilemesiyle gerçekleşir. Her şeyi Allah zamansızlık da yaratmıştır. Nitekim bu gerçek "Hiç şüphesiz, Biz herşeyi kader ile yarattık"(Kamer Suresi, 49) ayetiyle bizlere bildirilmektedir. Aslında bütün fiillerin yaratıcısının Allah olduğu
Onları siz öldürmediniz, ama onları Allah öldürdü; attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı. Mü'minleri Kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı.) Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir. (Enfal Suresi, 17)
ayetiyle de bildirilmektedir.

Kuran’da Allah “İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'ndan başka ilah yoktur.Herşeyin Yaratıcısıdır, öyleyse O'na kulluk edin, O, herşeyin üstünde bir vekildir. (En'am Suresi, 102)”. buyurmaktadır. Yapılan bu ilginç bilimsel çalışmalarda İnsan Suresi 30. Ayetinde geçen “Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz”. hükmünün güzel bir tecellisini gördük. Her şey, Allah’ın dilemesi ile ve O’nun kontrolünde gerçekleşir.

Kaynak:

1)Benjamin Libet, "Unconscious cerebral initiative and the role of conscious will in voluntary action", The Behavioral and Brain Sciences, 1985, ss. 529-566.
2)Chun Siong Soon, Marcel Brass, Hans-Jochen Heinze & John-Dylan Haynes Unconscious determinants of free decisions in the human brain. Nature Neuroscience April 13th, 2008.
3)
http://in.news.yahoo.com/ani/20080414/r_t_ani_sc/tsc-our-brains-make-decisions-10-seconds-f32bc39.html
4)
http://sciencenow.sciencemag.org/cgi/content/full/2008/414/3
5)
http://sciencenow.sciencemag.org/cgi/content/full/2008/414/3
6)
http://in.news.yahoo.com/ani/20080414/r_t_ani_sc/tsc-our-brains-make-decisions-10-seconds-f32bc39.html

Not1: Gerçekte seçimler 10 saniye öncesinde beyinde veriliyor. Ancak deneylerde kullanılan gelişmiş bilgisayar programı 3 saniyede eldeki görüntülerden ilgili bilgiyi çıkarttığından, Prof. Haynes ekibinin bunu tespiti 7 saniye öncesine kadar uzanabilmektedir.

21 Temmuz 2009 Salı

MODERN FİZİK: Heisenberg Belirsizlik İlkesi ve İlkel Ateist Felsefelerin Sonu


Bir dizi felsefe geçtiğimiz 2-3 yüzyılı etkisi altına almış ve derinlemesine düşünemeyen insanların imanını kaybetmesine sebep olmuştu. Tamamen boş bazı varsayımlara dayanarak ellerinde hiç bir delil olmadan Allah’ı inkar etmişlerdi. Bu felsefeler birbirini besleyip durdular ve hatta bazısı diğerlerine zemin hazırladılar. Bunların başlıcaları:

  • Maddeyi ilahlaştıran Materyalizm
  • Materyalizmin doğaya uygulaması olan Evrim Teorisi
  • Sebepleri ilahlaştıran Nedensellik
  • Fiziksel bazı kanunları ilahlaştıran Determinizm ve Mekanik Felsefeleri
  • Ve bu felsefeleri dayanak alarak hayata bir bakış tarzı sunan Pozitivizm.

Öncelikle şu gerçeği vurgulayalım bütün bu felsefelerin bugün artık savunulmasına imkan kalmamıştır. Maddenin gerçeğini anlatan ve evrim teorisinin iç yapısını deşifre eden çalışmalarımızda bu gerçeği açık bir şekilde görme imkanı vardır.

Materyalistler algının mükemmel detayında boğulmuş kimselerdir. Sadece algıyla muhatap olmalarına rağmen boş bir zanna uymuşlardır. Ellerinde hiçbir delil olmamasına rağmen algıların mutlak bir varlığın resmi ya da kendisi olduğunu düşünmüşlerdir. Ancak yapılan deneyler neticesinde bilim öyle bir noktaya gelmiştir ki 20. Yüzyılın en meşhur fizikçilerinden biri olan Bohr ister istemez şu ifadeyi kullanmıştır: “Hiçbir şey ölçülene kadar yoktur.”

Allah bu zamanları çok özel bir şekilde hazırlamıştır. Günümüz bilimi yoluyla öyle veriler yaratmıştır ki artık bu felseler iflas etmişlerdir. Bu yazımızda bunlardan bazısı ile tanışacaksınız. 20. yüzyılın başında modern fizikte müthiş gelişmeler yaşandı. Özellikle 1920’li yıllarda birbiri ardınca hayata bakışı kökten değiştiren izahlar bilim adamları tarafından dile getirildi. Bu yazımızda çeşitli açılardan elde edilen bulgularla materyalist felsefelerin nasıl çeliştiğini göreceğiz. Özellikle Heisenberg Belirsizlik İlkesiyle tanışarak bunun modern dünya düşünce tarihinde nasıl bir değişime yol açtığına şahit olacağız.

image1
Fizikte gözlem temel çıkış noktasıdır. Örneğin fizikçiler uçağın hızı, ağırlığı, konumu, enerjisi gibi kavramlarla ilgilenirler. Gözlemlerden elde ettikleri verilerle gerçeğe dair modeller ortaya atarlar. Günümüz modern fiziğinde atom seviyesinde yapılan deneylerde çok önemli bulgular elde edilmiştir. Bu bulgular bugün materyalist felsefelerin iflas etmesine sebep olmaktadır.

Şahit Olduğunuz Dünya An An Yaratılır

image2

İnsanoğlu an an yaratılan görüntülerle muhataptır. Bu görüntülerin somut maddi karşılığı olduğunu düşünmek yanlızca bir varsayımdır. Delile dayalı bir yaklaşım değildir. Dolayısıyla bu algıların içinde size gösterilen cisimlerin zamanın her anına yayılmış bir varlıkları olmak zorunda da değildir. Materyalistlerin maddenin ezeliyeti düşüncesi de bu yüzden tamamen uydurma bir varsayımdır. Bu varsayım delile dayalı bir durum değildir. Bir tür inançtan ibarettir.

Fiziksel Kanunlar Evrendeki Muhteşem Düzeni İfade Ederler Yaratıcı Değildirler

image3

Bir geçit törenindeki askerleri gözlemleyen birini düşünün. Bu gözlemleri neticesinde askerlerdeki düzenli hareketleri not etsin. Eğer bu kişi askerlerin olağanüstü organizasyonunu ve şuurlu davranışlarını inkar etse ve bu düzenin kaynağının adeta görünmez iplerle askerlere zorla yaptırılan hareketler olduğunu söylese bu kişi hakkında ne düşünürsünüz? İşte mekanik felsefeye bağlı materyalistlerin durumu da buna benzer. Allah’ın her an yarattığı düzenin bir ifadesi olan matematiksel formülleri bir yaratıcı gibi kabul ederler. Kendilerini bu batıl inançları nedeniyle küçük düşürürler.

Heisenberg Belirsizlik İlkesi
Modern fizikte Heisenberg Belirsizlik İlkesi hayata bakışı derinden etkileyen bir ilkedir. Bu ilkeye iki şekilde bakılabilmektedir. Biri klasik fizik anlayışıyla. Diğeri modern fizik anlayışıyla. Her iki bakış açısından da büyük anlamlar çıkmaktadır.

Heisenbergin Belirsizlik İlkesi Madolyonun Birinci Yüzü
Bilimde en önemli hareket noktası gözlemdir. Gözlemler neticesinde varlığa dair bilgiler ediniriz. Ancak gözlem dediğimiz şey, Allah’ın bize izlettirdiği algıdan ibarettir. Allah mutlak varlıktır, algının kendisi ise izafidir, gölge varlıktır.


Heisenberg Belirsizlik İlkesi ile yeni tanışanlara genellikle klasik fizik bakış açısından bu ilke anlatılır. Fizikte çeşitli gözlem tipleri vardır. Bunlar konum, hız, enerji ve zaman gibi kavramlardır. Bu ilkeye göre varlığa ilişkin ölçümlerimiz hep kusurludur.

Evrendeki düzen özellikle Newton’dan beri matematiksel formüllerle anlatılır. Fizikçiler bu matematiksel formülleri kullanarak ve ölçümler yaparak çeşitli tahminlerde bulunurlar. Fiziğin Newton’dan beri gelişiminde evrenle ilgili pek çok gözlem yaptık ve pek çok hassas düzen keşfettik. Dolayısıyla düzeni tasvir eden formül sayısı oldukça arttı. Ancak ilginçtir bazı fizikçiler düzeni anlatan kanunları adeta yaratıcı gibi görmeye başladılar. (Allah’ı tenzih ederiz.) Evreni de bu mekanik kurallara göre kendi kendine işleyen bir saat gibi düşünmeye başladılar. (Allah’ı tenzih ederiz.). Buna mekanik felsefe de denir.

Mekanik felsefeye bağlı materyalistler, Allah’ın evrendeki her an devam eden azametli yaratışının bir ifadesi olan fizik kanunları hakkındaki batıl zanlarını zamana yayınca determinizm adlı batıl bir felsefeye ulaştılar. Bununla eğer bütün kanunları ve mevcut herhangi bir andaki gözlem değerlerini bilirlerse, evreni geçmişten geleceğe tamamen davranışını belirleyebileceklerini düşündüler. Buna göre ellerinde eksik olan en temel bilgi veri eksikliğidir. Bugün bu batıl anlayışın artık doğru olmadığı çeşitli açılardan biliniyor.

Heisenberg belirsizlik ilkesini anlatılırken klasik fizikten yola çıkarak bir örnek sunulur. Bir mikroskop altında bir elektronu gözlemlediğimizi varsayalım. Elektronu gözlemleyebilmek için elektrona ışık düşürmek zorundayızdır. Ancak elektrona düşen bu ışık onun hızını değiştirir. Böylece bir cismin aynı anda hem konumunu hem de hızını –cismi somut olarak var olduğunu kabul etsek bile- belirleyemeyeceğimiz ortaya çıkar. Bu da varlığa dair bilgimizin hep sınırlı kalacağını gösterir.

image4

Heisenberg Belirsizlik İlkesininin en yaygın bilinen yorumuna göre bir elektron mikroskopu ile deney yaparken aynı anda örneğin elektronun hem hızını hem de konumunu mutlak kesinlikle bilmek mümkün değildir.

image5
Aynı anda bir elektronun hem hızını hem de konumunu belirlemenin imkanı yoktur. Çünkü elektronu görmek için sisteme müdahale gerekiyor. Elektrona düşen ışık onun konumunu ve hızını değiştirir.

image6
Meşhur Belirsizlik ilkesi formülleri. Bu formüller kısaca bir cismi gözlemlediğimizde kaçınılmaz olarak hep hatalı verilere sahip olacağımızı anlatır.

Heisenberg Belirsizlik İlkesinin anlatırken aslında olmayan bir dünyadan bahsettik. Kavramları anlatabilmek için klasik fiziğin bakış açısı ile yola çıktık. Elektronu maddi bir varlıkmış gibi anlattık. Ve neticesinde bilgimizin sınırlı olduğu, ölçüm değerlerimizde hatalar olduğunu gördük. Bu haliyle bile bu ilke materyalist dünya görüşünün hatalarını gösterir. Elimizde hatalı veriler var ise tahminlerimizde hatalar olacaktır. Bu da bilimin sınırlı olduğunu, pozitivizm felsefesini, yani doğruya bilimle erişilir mantığının, gerçeği yansıtmadığını ortaya koyar. Nitekim bu gerçek fizikçi Alastair I. M. Rae tarafından şu şekilde belirtilir:


“...Bölüm 1’de belirttiğimiz gibi, kuvantum fiziğinin belirlediği, en azından bazı olayların temelde önceden kestirilemeyeceği sonucu, evrenin davranışı mekanik yasaları ile yönetilir savını sürdüren fiziğin klasik bakışı ile tümden çelişir. Klasik olarak, parçacıkların belirli kuvvetlerin etkisi altında hareket ettiği düşünülmüştür ve eğer tüm bu kuvvetler parçacıkların herhangi bir andaki konum ve hızları ile beraber biliniyorsa bir fiziksel sistemin daha sonraki davranışı önceden kestirilebilir. Kuşkusuz, bu tür hesaplamalar sadece basit durumlara uygulanabilir ancak kural olarak herhangi fiziksel bir sistemin, tüm evrenin bile, davranışını önceden kestirmek olasıdır.
Kuvantum fiziği bu deterministik bakışı yok etmiştir ve indeterminizm ve belirsizlik, kuramın temelinde yapılanmıştır. Genelde fiziksel bir sistemin daha sonraki davranışı, şimdiki durumu ne kadar kesin bilinirse bilinsin, önceden kestirilemez.” 1

image7
Tarihin en büyük fizikçilerinden olan Werner Heisenberg fizikteki materyalist iddiaları çeşitli açılardan yıkan biridir. Bunlardan biri 1927 yılında dile getirdiği Heisenberg Belirsizlik ilkesidir. Bu ilkenin yaygın bilinen yorumuna göre, aynı anda bir cismin hem konumunu hem hızını mutlak bir kesinlikle bilmemize imkan yoktur. Bu pek çok materyalist fizikçiyi derinden etkiledi. Çünkü varlığa ilişkin bilgi eksikliğimiz, erişebileceğimiz bilginin de sınırlı olduğunu gösteriyordu.

Fiziğin yapıtaşları Maddi Parçacıklar olarak değil Kuantum Dalgaları olarak ifade edilir.

image8

Fizikte artık elektron, proton gibi en temel yapıtaşları maddi parçacıklar gibi tasvir edilmiyor. Üstelik bu keşif son 10-20 yılın yeni bir keşfi değildir. 80 yıldır fizikte bütün yapıtaşları kuantum dalga fonksiyonları olarak tabir edilen matematiksel kavramlarla ifade edilir. Maddi bir parçacıkmış gibi yapılan tasvirler günümüzde geçersizdir. Çünkü açıklanması imkansız çelişkiler ortaya çıkar.

Kuantum dalgalarını yorumlayan bilim adamları maddenin yok olduğunu anlatırlar. Artık bu konu öyle teknik bir hal almıştır ki, maddenin yokluğuna dair ifadeleri fizik ders kitaplarında bulabilirsiniz. Nitekim modern fiziğin kurucularından olan Danimarkalı bilim adamı Niels Bohr meşhur sözünde “Hiçbir şey ölçülene kadar yoktur.” demektedir.


Klasik fiziğe göre Atom imkansızdır:

Klasik fizikte atomdan bahsetmek imkansızdır. Elektronları maddi cisimler olarak atomun etrafında düşündüğünüzde dahi atomdan bahsetmeniz çok çok kısa süre içinde imkansız olacaktır. Bunla ilgili bir kaynak aşağıdadır.

Ve Rutherford’un modelindeki elektronlar hakkında da hiçbir şüphe yoktu; eğer çekirdeğin etrafındaki bir yörüngedeyse hızlanmak zorunda, hızlandıkça da radyasyon yaymak zorundaydı. Aslında sürekli olarak radyasyon yayacaktı. Dahası çekirdeğe doğru sarmal bir hareketle saniyenin çok küçük bir anında bu oranda enerji kaybedeceğini anlamak çok kolaydı. 2

Belirsizlik İlkesi Maddenin Gerçeğini Anlatır: Madalyonun Öteki Yüzü
Buraya kadar belirsizlik ilkesini klasik bir bakış açısı ile gördük. Bu konunun ne anlama geldiğini anlatabilmek için bir teknik idi. Ancak bu ilkenin daha derin anlamları vardır. Bu gerçek, dünyanın en çok okunan fizik ders kitaplarından birinde şöyle ifade edilir.
“Önceki gibi argümanlar, yüzeysel olarak ilgi çekici olmasına rağmen, dikkatlice yaklaşılmalıdır. Yukarıdaki argüman elektronun herhangi bir anda kesin bir konum ve momentuma sahip olabileceğini ve ölçüm sürecinin DxDp belirsizliğini ortaya çıkarttığını ima etmektedir. Aksine, bu belirsizlik hareket eden cismin doğasında vardır. ...” 3

Önceden de gördüğümüz gibi aslında elektron gibi yapıtaşları, maddi parçacık olarak değil, kuantum dalgaları adlı matematiksel kavramlarla ifade edilir. Kuantum fiziğinde ölçüm yaptığınızda, aslında siz var olan bir sistemin belli bir değerini ölçmezsiniz. Aksine sistemi belli değerler almaya zorlarsınız. Ama hangi değerler olacağını kesinlikle bilemezsiniz. Bu değerler ölçmek istediğiniz fiziksel kavrama göre değişir. Örneğin elektronun konumunu ölçmek istediğinizde sistemi belli konum değerlerinden birini vermeye zorlarsınız. Hızını ölçmek istediğinizde de sistemi başka bazı değerler vermeye zorlarsınız. Ama hangisi olacağını bilemezsiniz. Dolayısıyla gözlem kavramı aslında düşünüldüğünden çok daha değişiktir.

Gözlemler sorduğunuz sorulara cevaplar gibidir

image9

Modern fizik göstermiştir ki gözlemler sorduğunuz bir soru gibidir. Gözlemler saklı olan bir bilgiyi açığa çıkartmaz. Aksine gözlemle bir soru sorarsınız. Sistem bu cevaba uygun bir yapıya bürünür. Başka bir soru sorduğunuzda da ona uygun bir yapıya bürünür. Modern fizikteki bu önemli bulgu realist felsefeyi, yani gözlemciden bağımsız kendiliğinden var olan somut maddi bir dünya varsayımını kökünden yıkmıştır. Evrenin, idealist felsefenin dediği şekilde, yani Allah’ın yarattığı bir algılar bütünü olarak yaratıldığını göstermiştir.

Aynı anda birbirinden farklı iki soru sorup iki bambaşka cevap alamadığınız gibi aynı anda iki farklı tip gözlem yapmak da mümkün değildir. Heisenberg’in Belirsizlik İlkesi bu büyük gerçekle ilgilidir. Nitekim bu gerçek, dünyada en yaygın okunan fizikçilerden olan John Gribbin tarafından şu şekilde belirtilmiştir:

“Kuantum fiziğinde belirsizlik kesin ve belli bir şeydir. Eşlenik değişkenler olarak bilinen parametre çiftleri vardır ki, bunların her biri aynı anda kesin belirlenmiş değerlere sahip olamazlar. Bu belirsiz çiftlerin en önemlileri konum/momentum ve enerji zamandır.

Konum/momentum belirsizliği orijinal ilk örnektir ki bu ilk defa Werner Heisenber tarafından 1927 yılında tasvir edilmiştir. Bu şu anlama gelmektedir: Hiçbir varlık aynı anda tam belirlenmiş momentum ( Bu esas itibari ile hız demektir) ve tam belirlenmiş pozisyona sahip değildir. Bu bizim ölçüm cihazımızın eksikliğinden kaynaklanan bir netice değildir. Bu sadece, örneğin bir elektronun, aynı anda hem konumunu hem momentumunu ölçemeyiz demek değildir. Bu bir elektronun aynı anda belli bir konum ve belli bir momentuma sahip olmaması demektir. Herhangi bir anda, elektronun kendisi nerede olduğunu ve nereye gittiğini bilemez. (Bazı referans kitapları hala kuantum belirsizliğinin yalnızca pozisyon ve momentumun aynı anda ölçmenin zorluğunun bir neticesidir diye anlatmaktadırlar; onlara inanmayın!)” 4

Realist Felsefenin Çöküşü: Dalga Parçacık İkileminin Sırrı Maddenin Gerçeğini Anlamakla Çözülür

20. yüzyılda fizikçileri hayrete düşüren bir konu oldu. Buna göre elektronlar (ayrıca ışık, proton, nötron ... ) belli durumlarda parçacık gibi davranıyordu. Belli durumlarda da dalga gibi. Eğer bir yapının bağımsız bir varlığı varsa böyle bambaşka iki farklı karakter nasıl olur? Bu nasıl izah edilebilir?


Fizikçilerin bu şaşkınlığını Richard P. Feynman'ın şöyle ifade eder:


“Elektronların ve ışığın nasıl davrandıklarını artık biliyoruz. Nasıl mı davranıyorlar? Parçacık gibi davrandıklarını söylersem yanlış izlenime yol açmış olurum. Dalga gibi davranırlar desem, yine aynı şey. Onlar kendilerine özgü, benzeri olmayan bir şekilde hareket ederler. Teknik olarak buna "kuantum mekaniksel bir davranış biçimi" diyebiliriz. Bu, daha önce gördüğünüz hiçbir şeye benzemeyen bir davranış biçimidir... Bir atom, bir yayın ucuna asılmış, sallanan bir ağırlık gibi davranmaz. Küçücük gezegenlerin yörüngeler üzerinde hareket ettikleri minyatür bir Güneş Sistemi gibi de davranmaz. Çekirdeği saran bir bulut veya sis tabakasına da pek benzemez. Daha önce gördüğünüz hiçbir şeye benzemeyen bir şekilde davranır. En azından bir basitleştirme yapabiliriz: Elektronlar bir anlamda tıpkı fotonlar gibi davranırlar; ikisi de "acayiptir", ama aynı şekilde. Nasıl davrandıklarını algılamak bir hayli hayal gücü gerektirir; çünkü açıklayacağımız şey bildiğimiz her şeyden farklıdır.” 5

Yukarıda da değindiğimiz gibi özellikle eski zamanın fizikçilerinin bu tür içinden çıkılmaz çelişkileri yaşamalarının sebepleri realist felsefeye olan gizli bağlılıkları idi. Kendiliğinden var olan bağımsız maddi varlıklar kabulünden yola çıkıldığında insanları Allah, böyle çelişkilerle dolu bir dünyayla karşılaştırıyor. Halbuki dünyayı size izlettirilen bir algı gibi düşündüğünüzde bu çelişkilerin hepsi kayboluyor. Modern fizik de günümüzde bu görüşü bilimsel olarak ispatlıyor.
Nitekim bu gerçek meşhur bilim adamı David Ruelle tarafından şu şekilde bildirilmiştir:
“Son bölümde incelediğimiz kuantum mekaniğinin iskeletini oluşturan kavramsal çerçevede doğrudan fiziğe ilişkin olarak söylediğimiz tek şey bu mekaniğin olayların olasılık derecelerini saptamaya yarayan kuralları içerdiği idi. Sonuç olarak kuantumun olasılıkçı bir teori olduğunu, ama “A” ve “B” olaylarını ele almasına
karşın “A” ve “B” olayının varlığını kabul etmediği için standart olasılık teorilerinden ayrıldığını belirttik.” 6

Aynı nedenler Aynı Sonuçlar Doğurmuyor: Nedenselliğin Çöküşü


Modern fiziğin materyalistleri rahatsız eden en önemli yanlarından biri de nedensellik felsefesini çökertmesiydi. Nedensellik felsefesine göre belli sebepler birarada bulunduğunda kaçınılmaz olarak belli bir sonuç ortaya çıkar.


image10
Modern fizik göstermiştir ki aynı sebepler olmasına rağmen aynı sonuçlar olmak zorunda değildir. Allah sonuçları, dilediği şekilde yaratır. Dahası Allah, sonuçları ve sebepleri ayrı ayrı yaratır. Sebeplerin kendilerinden ne bir varlıkları vardır, ne de başka etkiler üretmeye gücü vardır. Sebepler ve sonuçlar Allah’ın eseridir.

Bu yazıda çok çeşitli açılardan Allah’ı inkar eden ateist felsefelerin iflasını gördük. Fizik dünyası yaşadığı çelişkilerden materyalist varsayımları bırakarak kurtulmuştur.Allah atomun küçük dünyasında materyalistlere çok ilginç tuzaklar kurmuştur. Eski zihniyetlerini bırakmakta zorlananlar, modern fiziğin bulgularını görünce yoğun iç çelişkileri yaşamışlardır. Bir kısmı da ister istemez gerçeği kabul etmez zorunda kalmışlardır. Bunlardan biri olan fizikçi Alastair I. M. Rae Kuvantum Fiziği: Yanılsama mı Gerçek mi adlı kitabında şu itirafı yapmak zorunda kalmıştır:
“... Hemen hemen herkes mikroskobik dünyanın gerçekçi bir modeline dayandırılan görüşü tercih etmiş olacaktı. Bu olmadığından, bir çok fizikçi ile birlikte ben, Copenhagen fikirlerini kabul etmek zorunda kalmışızdır. Biz bunun böyle olmasını özellikle istemedik, ancak fiziksel dünya davranışını daha iyi betimlemenin tek yolu budur. ” 7 Bohr gibi dürüst olanlar da maddenin hakikatini ortaya koymuşlardır.


Kaynak:

  1. Kuvantum Fiziği Yanılsama mı Gerçek mi?, Alastair I. M. Rae, Evrim Yayınevi: Sayfa 37, 38, 39
  2. Kuvantumu Anlamak, Barry Parker, Nisan 2005, Güncel Yayıncılık, 1. Basım, Sayfa 58
  3. Concepts of Modern Pysics, Arthur Beiser, McGraw-Hill, Inc., 5.th Edition (1995)Sayfa 113
  4. Q is for Quantum Particle Physics From A to Z, John Gribbin, Sayfa 509
  5. Richard Feynman, The Character of Physical Law, Türkçe baskı: Fizik Yasaları Üzerine, TÜBİTAK Yayınları, s. 149-150
  6. Rastlantı ve Kaos, David Ruelle, Tübitak Yayınları 6. Basım, Sayfa 96
  7. Kuvantum Fiziği: Yanılsama mı Gerçek mi, Alastair I. M. Rae, Evrim Yayınevi, Sayfa 153

Referansların İngilizce Olanların Orijinal Metni

3. Referans original metin
Fifth Edition
...
Arguments like the preceding one, although superficially attractive, must be approached with caution. The argument above implies that the electron can possess a definite position and momentum at any instant and that it is the measurement process that introduces the indeterminacy in DxDp. On the contrary,
this indeterminacy is inherent in the nature of a moving body. ...
...
Önceki gibi argümanlar, yüzeysel olarak ilgi çekici olmasına rağmen, dikkatlice yaklaşılmalıdır. Yukarıdaki argüman elektronun herhangi bir anda kesin bir konum ve momentuma sahip olabileceğini ve ölçüm sürecinin DxDp belirsizliğini ortaya çıkarttığını ima etmektedir. Aksine, bu belirsizlik hareket eden cismin doğasında vardır. ...
Not: DxDp Konumdaki belirsizlik çağrı momentumdaki belirsizlik demektir.

4. Referansın orijinal metni

In quantum physics, uncertainty is a precise and definite thing. There are pairs of parameters, known as conjugate variables, for which it is impossible to have a precisely determined value of each member of the pair at the same time. The most important of these uncertain pairs are position/momentum and energy/time.

The position/momentum uncertainty is the archetypal example, first described by Werner Heisenber in 1927. It means that no entity can have both a precisely determinedmomentum (which essentially means velocity) and a precisely determined position at the same time. This is not the result of deficiencies of our measuring apparatus- it is not just that we cannot measure both the position and momentum of, say, an electron at the same time, but that an electron does not have both a precise position and a precise momentum at the same time. At any instant, the electron itself cannot know both where it is and where it is going. (Some reference books still tell you that quantum uncertainty is solely a result of the difficulty of measuring position and momentum at the same time; do not believe them!)

MODERN FİZİK: Materyalist Bir Bakış Açısı Kabul Edilirse Çıkan Çelişkilerden Biri: Kuantum Tünel Etkisi


Materyalizm çelişkilerle dolu bir felsefedir. Bugün artık bu bir teknik gerçek halini almıştır. Modern fizikte yapılan pek çok deney materyalizmin varsayımlarını sorgulamış ve hepsinin yanlış olduğunu birer birer göstermiştir. Bu yazıda bunlardan birine beraber şahit olacağız. Klasik bakış açısında elektronun maddi bir parçacık olduğu düşünüldüğünden, belli bir yerde olduğu düşünülmektedir. Bu düşünceye göre elektron maddi bir parçacık olduğuna göre belli bir hızı, enerjisi vardır. Ama varlığın temellerine dair yapılan gözlemler bunun doğru olmadığını söylüyor.

Kuantum Tünel Etkisi Nedir?

Küçük bir çocuk düşünün. Bu çocuğun 100 metre uzunluğundaki bir duvarın karşı tarafına zıplayarak geçmesi mümkün müdür? Elbette ki kimse buna evet demez. Eğer atomaltı parçacıkları materyalist bir bakış açısı ile var kabul edersek işte bu örnekteki mantıksızlıklara benzer çelişkilerle karşılaşırız.

image1
Eğer size dağı tırmanarak karşı tarafa geçmeniz istenirse ama sizin de buna uygun bir eğitiminiz, enerjiniz, tehlikelerden koruyucu giysi ve malzemeleriniz yoksa elbette bunu başaramazsınız. Parçacıkları maddi bir varlık olarak kabul edildiğinde buradakine benzer bir durum yaşanırdı. Bu materyalist bakış açısına göre elektronun çekirdekten kopması için belli bir enerji gerekmektedir. Bunun altındaki enerjilerde, elektronun kesinlikle çekirdekten kopmaması gerekirdi. Ancak bu böyle olmaz. Az enerjili elektronların atomdan ayrılabildiği tespit edilmiştir. Burada konuyu tarif edebilmek için elektrondan ve elektronun enerjisinden bahsediyoruz. Çünkü aslında gözlem yapılmadığı sürece elektrondan bahsedemiyoruz. Tıpkı meşhur fizikçi Bohr’un dediği gibi “Hiçbir şey ölçülene kadar yoktur.”

image2
Materyalist bakış açısı ile bakıldığında elektronların yeteri kadar enerjileri olmamasına rağmen atomdan kopabilmeleri son derece çelişkili bir durumdur. Elektronlarda gözlemlenen bu durumu günlük hayatta ifade edebilmek için “kuantum tünel efekti” olarak adlandırdılar. Gerçekte böyle bir kuantum tüneli olmadığı açıktır. Bu gibi gözlemlerle materyalist bakış açılarını bir kenara bırakarak bakmakta zorlanan fizikçilerin çoğu ciddi şoklar yaşadılar. Nitekim Nobel ödüllü meşhur fizikçi Richard P. Feynman bu gerçeği “Paradoks (Çelişki) yalnızca gerçek ve sizin gerçek olması gerektiğini hissettiğiniz arasındaki bir çatışmadır. ” diyerek açıkça belirtmiştir. Materyalistler bu gereksiz iç çatışmalarından kurtulmaları için yapacakları tek şey vardır. Maddenin bize izlettirilen bir algılar bütünü olduğu gerçeğini kabul etmek.

Enerjisi, pozisyonu, hızı olmayan bir cismin maddi varlığından nasıl bahsedebiliriz?
image3
Üstteki şekillerde klasik bakış açısı ile modern fiziğin bakış açısı karşılaştırılıyor. Soldaki resimde enerjisi belli bir değerin altında olan parçacık enerji duvarını aşamazken o değerin üstündeki parçacık aşarak duvarın karşı tarafına geçebilir.
Sağdaki şekilde kuantum bakış açısına göre geçerli olan şekil çizilmiştir. Buna göre elektronu tasvir eden kuantum mekaniksel dalga geniş bir alana dağılmıştır. Belli bir pozisyon, enerjiden bahsedemiyoruz. Kuantum mekaniğine göre elektronun yeri, enerjisi gibi kavramlar yoktur. Elbette böyle bir cismin maddi varlığından bahsedemeyiz. Yapılan gözlemler neticesinde yüksek enerjili bir bariyerin karşı tarafında klasik bakış açısı ile hiç olmaması gereken elektronlar tespit edilmiştir. İşte bu olaya kuantum tünel etkisi denir.

Kuantum Tünel Etkisine Bir Örnek: Alfa Işıması

image4
Atom ve atomdan kopan alfa parçacığı.

Alfa parçacığı atom çekirdeğinin bir parçasıdır. Bunun ağır bir çekirdekte kopmak için ihtiyaç duyacağı enerji 25MeV kadardır. Oysaki alfa parçacığının ise bundan çok daha az enerjisi vardır: ki bu da 4 ile 9 MeV kadardır. 1 Yani enerjiyi de sabit bir kavram olarak var kabul edersek alfa parçacığının hiç bir zaman atomdan kopmaması gerekirdi.

Atom çekirdeğinden bir parça koparabilmek çok büyük bir enerji gerektirir. Materyalist bir bakış açısı ile hesaplandığında çekirdekten kopması mümkün olmayan parçaların buna rağmen çekirdekten koptuğu tespit edilmiştir. Ancak yine bu çelişkili durum materyalist zihniyet bir kenara bırakılarak yapılan hesaplarda ortadan kalkmaktadır. Bohr’un dediği “Hiçbir şey ölçülene kadar yoktur.” ilkesinden yola çıkılınca bu çelişkiler yaşanmamaktadır.

Kaynak:
1 Arthur Beiser, Concepts of Modern Physics, Fifth Edition International Edition
Sayfa 432