21 Temmuz 2009 Salı

MODERN FİZİK: Maddenin Gerçeği, Ruhun Varlığı ve Evrim Teorisinin Çöküşü


Videonuza yeni bir film kaseti koyduğunuzu düşünün. Kaseti başlatmanızla beraber kendinizi farklı bir dünyanın içinde bulursunuz. Yeni insanların, olayların olduğu bu dünyada, evler, arabalar, gündüz ve gece gibi son derece gerçekçi ortamlar vardır. Ancak bunların her birinin bir algı olduğunu esasen bilirsiniz. Kasetin içinde fiziksel olarak elbette maddi somut bir dünya yoktur. Filmin bitimiyle çıkarttığınız kaseti elinize aldığınızda, artık bu hayali dünyayı tasvir eden bir varlıkla muhatapsınızdır. Modern fiziğin günümüzdeki hali de bu yukarıda anlattığımız duruma benzer. Fizik derslerinde öğretilen elektron, proton, nötron gibi parçacıklar günlük hayatta işimizi kolaylaştırmak için kullandığımız isimlerden ibarettir. Tıpkı kasetteki film gibi esasen maddi bir varlıkları yoktur. buradaki problem, parçacıkların çok ufak olduğu için görünmemesi değildir. Modern fiziğe göre parçacıklar siz gözlem yapmadığınız sürece zaten yoklardır.


image1
Lise fizik derslerinizden zihninize kazınan bu resim sizi aldatmasın. Modern fiziğe göre böyle içi dolu kürecikler şeklinde “maddi“ parçacıklar yoktur. Bu düşünce 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında kabul edilen bugün yanlışlığı kesin bilinen bir resimdir.

İnsanların kafasında elektron dendiğinde içi dolu bir küçük kürecik akla gelir. Oysa kesinlikle böyle bir durum yoktur. Fizikçiler elektronları böyle kabul ettiklerinde açıklanması mümkün olmayan neticelerle karşılaştılar. 20. yüzyılın başı fiziğin bu deneysel çelişkileri ile doludur. 1920’li yıllardan itibaren parçacıkları kuantum dalga fonksiyonları olarak bilinen matematiksel formüllerle tasvir ettiler. Bu yeni tasvir yönteminin, zihninizdeki eski modelle hiçbir ilgisi yoktur. Kuantum dalga fonksiyonları ölçüm yapılmadığı sürece parçacıkların hiçbir maddi varlıkları olmadığını kesin ve net bir şekilde ifade etmektedir. Bu okuduğunuz satırlar size tuhaf gelebilir. Ancak bu net bir bulgudur. Zaten sizin yaşadığınız bu duyguları pek çok fizikçi de kendileri yaşadılar.

image2
Kuantum dalga fonksiyonları parçacıkları tasvir etmekte kullanılır. Görüldüğü üzere son derece karmaşıklardır. Bu grafikleri denizdeki dalgalar gibi de düşünmeyin, kendilerinin birebir “maddi” hiçbir karşılığı yoktur, matematiksel bir kavramdan ibarettir. Böylelikle modern fizik parçacıkları yokluk olarak tasvir etmektedir.

Bu konu hakkında meşhur fizikçi Niels Bohr şöyle demiştir: “Her kim kuantum teorisi ile şok olmadıysa, henüz onu anlamamıştır.” 1 Bohr, 20. yüzyılın en önde gelen fizikçilerindendir. Önceden gördüğümüz çekirdek ve çekirdeğin etrafında dairesel yörüngelerde dönen elektronlar modelini ortaya atan kişidir. Bu modelin bugün yanlış olduğunu görmüştük. Yüzyılın en parlak beyinlerinden olan Bohr, fiziğin ilerlemesi ile elde edilen bulgular neticesinde maddenin gerçeği konusunu kavramış ve şu meşhur sözü söylemiştir: “Hiçbir şey ölçülene kadar yoktur.”

Bohr fizik dünya hakkında başta materyalist zihniyete sahip biriydi. Ancak gerçekleri dürüst bir şekilde yorumladı. Bunun neticesinde kendi modelini bırakıp doğru olan açıklamaya sahip çıktı. Herkes bu derece dürüst olmasa da, artık günümüzde bu konu o kadar teknik bir hal almıştır ki materyalist bilim adamları ister istemez bu gerçeği kabul etmek zorunda kalmışlardır.

Maddenin gerçeği konusunu kabullenmekte zorlanan bilim adamlarından biri de Einstein’dı. Her ne kadar Allah’a iman eden bir bilim adamı da olsa Einstein maddenin gerçeği konusunda hataya düşmüştü. Einstein’ın konu ile ilgili şu sözleri dikkat çekicidir. “Şunu hatırlıyorum: Bir yürüyüşümüzde Einstein aniden durdu, bana döndü ve gerçekten de ayın sadece ona baktığımda var olduğuna mı inandığımı sordu. “ 2

Ancak bilimsel veriler o kadar çoğaldı ki, artık bu gerçeğin önünde durmak anlamsızdır. Bugün fizikçilerin ezici bir çoğunluğu için maddenin yokluğu artık teknik bir konu haline gelmiştir. Nitekim fizikçi Alastair I. M. Rae Kuvantum Fiziği: Yanılsama mı Gerçek mi adlı kitabında şunları demiştir:

“... Hemen hemen herkes mikroskobik dünyanın gerçekçi bir modeline dayandırılan görüşü tercih etmiş olacaktı. Bu olmadığından, bir çok fizikçi ile birlikte ben, Copenhagen fikirlerini kabul etmek zorunda kalmışızdır. Biz bunun böyle olmasını özellikle istemedik, ancak fiziksel dünya davranışını daha iyi betimlemenin tek yolu budur. ” 3

Ölçüm Problemi ve Ruhun Varlığı

Neticede parçacıklar dalga fonksiyonları ile tasvir edilirler. Ölçüm yapılmadığı sürece parçacığın fiziksel özellikleri yoktur. Ölçüm yaptığımızda ise belli değerlerle karşılaşırız. Örneğin siz ölçüm yapmadığınızda bir parçacığın boyu, genişliği, bulunduğu konum, hız gibi değerleri kesin olarak yoktur. Böyle fiziksel özellikleri olmayan cismin maddi bir varlığından elbette bahsedemeyiz.

image3
Size bir arabadan haber verseler. Deseler ki Arabanın uzunluğu yok, genişliği yok, derinliği yok, ağırlığı yok, bulunduğu bir yer yok ve de hızı yok. Elbette ki böyle bir arabanın “maddi” bir varlığı olmadığını anlarsınız. Olsa olsa hayalde böyle bir araba vardır dersiniz. İşte proton, nötron, elektron gibi bütün parçacıkların durumu da böyledir. Bu parçacıklar kuantum dalga fonksiyonları adlı karmaşık matematiksel ifadelerle tasvir edilirler. Fizikçiler bu tasvire baktıklarında parçacıklar için yukarıdaki gibi ifadeleri kullanırlar.

Herhangi bir kuantum fiziği ders kitabına baktığınızda burada beraber gördüğümüz bu gerçeklere kendiniz de şahit olabilirsiniz. Örneğin dünyada en çok okunan fizik kitaplarından olan bir ders kitabında aşağıdaki alıntıları bulabilirsiniz:

“Kitap veya insan gibi bir nesneden bahsettiğimizde, bu cismin fiziksel özelliklerinin gözlemden bağımsız olarak bir varlığı olduğunu varsayarız. Yani ölçümler yalnızca bu tür fiziksel özellikleri ortaya çıkarmaya çalışır. Örneğin bir tenis topunun fiziksel özelliklerinden biri olan pozisyonunu tipik olarak yüzeyinden yansıyan ışığı kullanarak ölçeriz. Kuantum Mekaniği 1920’li ve 1930’lu yıllarda geliştirilirken, klasik bakış açısından dikkat çekici bir şekilde farklı olan tuhaf bir bakış açısı ortaya çıktı. Bu bölümde önceden tarif edildiği gibi, kuantum mekaniğine göre, gözlemlenmeyen bir parçacık, gözlemden bağımsız var olan fiziksel özelliklere sahip değildir. Daha doğrusu bu tür fiziksel özellikler, sisteme uygulanan gözlemlerin bir neticesi olarak ortaya çıkıyorlar...” 4

Şimdi şuna dikkat edelim. Ölçüm aleti olarak kullandığımız cisimler de neticede atomlardan oluşan yapılardır. Dolayısı ile onlar da gözlemlenmediği sürece belli fiziksel değerlere sahip değillerdir. Bir dalga fonksiyonu diğerini belli değerler vermesi için zorlayamaz.

Ölçüm aletlerini kullanan insanların da bedenleri atomlardan oluşur. Beyinlerindeki algı merkezleri de nöronlardan oluşur. Neticede bunlar da atomlardan oluşur. Atomların diğer atomların dalga fonksiyonlarını çökertip belli değerlere zorlaması gibi bir durum elbette ki olamaz..

Dolayısıyla karşımızda gözlem mucizesi çıkmaktadır. Çünkü ne ölçü aletleri ne de bizim bedenimiz yukarıda saydığımız sebeplerden gözlem yapamaz. Dolayısıyla ister istemez maddenin dışında bir gerçekle karşılaşırız. Bu da ruhtur. Ruhumuzda izleriz her şeyi. Ruhumuzla şahit oluruz dünyaya.

Modern fizik bize şunu göstermiştir. Bağımsız kendiliğinden var olan dünya görüşü yanlıştır. Newton’dan beri gelen mekanik evren anlayışı çok ilginç ve beklenmedik bir şekilde adeta bir duvara çarpmıştır. Mekanik evren anlayışına göre evren kendi kendine vardır ve kendi kendine mekanik kurallara göre işlemektedir. Gözlemci de (güya) bu zaten kendi kendine var olan dünyayı gözlemleyerek gerçeğe varır. Buna göre gözlemci ve fiziksel evren birbirinden ayrılabilen iki dünyadır. Böyle bir bilim anlayışının hakim olduğu dünyada realizm, materyalizm, mekanik evren anlayışı, determinizm gibi felsefi akımlar kök buldu ve yayıldılar. Bunlar yaşadığımız evreni mutlak algıladılar. Bu akımların eğitiminden geçen insanlar ise haşa Allah’ı hayal gibi algıladılar. Ancak artık bu tür din dışı, materyalizme ve ateizme zemin hazırlayan felsefeler artık çökmüş durumdadır. Bilimsel bulgular karşısında yukarıda anlattığımız nedenlerden ötürü maddenin bir algılar bütünü olduğu ortaya çıkmıştır. Evet materyalizm çökmüştür, çünkü madde yoktur. O zaman bize bu algıları kim seyrettirmektedir? Bu mükemmel, hatasız algıları kim her an yaratmaktadır? Elbette ki bu soruların cevabı alemlerin yüce Rabbi olan Allah. Nitekim Allah’ın her an yaratması ile ilgili ayet:
"Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval bulurlar diye (her an kudreti altında) tutuyor. Andolsun, eğer zeval bulacak olurlarsa, Kendisinden sonra artık kimse onları tutamaz. Doğrusu O, Halim'dir, bağışlayandır." (Fatır Suresi, 41)

Bazı kimseler bu gerçek karşısında derin bir sarsıntı yaşamaktadırlar. Ama bu halin onlar için bir fırsat olduğunu hatırlatmak isteriz. Allah bir ayetinde "Allah, kuluna yeterli değil mi?" (Zümer Suresi, 36) buyuruyor. Bu insanların yaşadıkları sahte dünyanın ne olduğunu kavramaları güzel bir şey. Bu derin sarsıntıları aslında meselenin özünü çok iyi anladıklarını göstermektedir. Çünkü insan doğru olmadığını bildiği bir konuya önem vermez, üzerinde durmaz.

Her şey Allah’ın tecellisidir. Yine ayette Allah “Doğu da Allah'ındır, batı da. Her nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (kıblesi) orasıdır. Şüphesiz ki Allah, kuşatandır, bilendir.“ (Bakara Suresi, 115) buyuruyor. Yani insan yanlızlık içinde değil eksiksiz, mükemmel olan Allah ile beraberdir.

Evrim Teorisinin Çöküşü ve Kuantum Mekaniği

Burada göreceğimiz bilgi son derece önemlidir. 20. yüzyılda çok önemli bir gerçeği öğrendik. Algılar dünyasında yaşıyoruz. Hiçbir şeyin “maddi” bir varlığı yok. Hiçbir şey bilinç olmadan ayakta duramıyor. Materyalistlerin eskiden zannettiği gibi kendi başına varolabilen herhangi bir madde yoktur. Oysa, 18. yüzyıl ve 19. yüzyılda özellikle bilim dünyasında hakim olan görüş ise:

  1. Madde kendi kendine var olabilir.
  2. Madde yok olmaz.
  3. Sonsuz geçmişi vardır.

idi. Bu varsayımlar altında, evrimciler canlılığın ortaya çıkabilmesi için tesadüflere sığındılar ve yeteri kadar zamanları olduğunu düşündüler. Halbuki bu yazıda beraberce gördük ki, bu varsayımların tümü kesinlikle yanlıştır. Ortada zannettikleri gibi canlı olabilmek için bekleyen maddeler yoktur. Parçacıkları gözleyen varsa, var olabilir. Nitekim bu konuda Alastair I. M. Rae “Eğer gerçeklik gözlenense, ve kuvantum fiziği evrensel ise gözlemi kim veya ne yapıyor?” diye soruyor. 5 Dolayısıyla madde canlılık üretemez. Modern fiziğe göre tam aksi doğru. Gözlemlenebilen olması için gözlemleyen olması gerekir. Yani evrim teorisi tamamen cehaletten kaynaklanan bir teoriydi. Artık modern fizik açısından da geçersizliği anlaşılmıştır. Elbette ki canlı dediğimiz de neticede bir algıdır. Bu algının izlendiği mekan da ruhtur. Bizi de Allah yokluktan yaratmıştır. Nitekim Allah Kuran’da bildirmiştir:
Sonra onu 'düzeltip bir biçime soktu' ve ona ruhundan üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etti. Ne az şükrediyorsunuz? (Secde Suresi, 9)

Kaynak:

1)John Gribbin, In search of Schrodinger's cat: quantum physics and reality, Bantam Books, 1984, page 5.

2) N. David Mermin, Is the moon there when nobody looks? Reality and the quantum theory, Physics Today, April 1985, pp. 38-47.

3) Alastair I. M. Rae, Kuvantum Fiziği: Yanılsama mı Gerçek mi, Sayfa 153, ( Evrim Yayınevi )

4) Michael A. Nielsen and Isaac L Chuang, Quantum Computation and Quantum Information , Cambridge University Press

Metnin orijinali:
When we speak of an object such as a person or a book, we assume that the physical properties of that object have an existence independent of observation. That is, measurements merely act to reveal such physical properties. For example, a tenis ball has as one of its physical properties its position, which we typically measure using light scattered from the surface of the ball. As quantum mechanics was being developed in the 1920s and 1930s a strange point of view arose that differs markedly from the classical view. As described earlier in the chapter, according to quantum mechanics, an unobserved particle does not posses physical properties that exist independent of observation. Rather, such physical properties arose as a consequence measurements performed upon the system...

5) Alastair I. M. Rae, Kuvantum Fiziği: Yanılsama mı Gerçek mi, Sayfa 153, ( Evrim Yayınevi )

MODERN FİZİK: Laplace Determinizminin Sonu


Newton’dan beri evren belli yasalara göre kendi kendine çalışan (Allah’ı tenzih ederiz) bir saat gibi gösterilmeye çalışıldı. Bundan maksat güya evrende Allah’ın müdahalesi olmadığını ispatlamaya çalışmaktı.( Allah’ı tenzih ederiz) Felsefede determinizm denilen bu akım, pek çok kişinin Allah’a hakkıyla iman etmesine engel olmuştur. Materyalizmin toplumlarda gelişmesi için de uygun bir zemin oluşturmuştur. Ancak modern fizik bu anlayışı temelinden yıkmıştır.

Determinizm felsefesinde olan klasik fiziğe göre bir cismin o anki durumunu ve üzerindeki mekanik etkileri biliyorsanız o cismin gelecekteki durumunu yani konumunu ve hızını tespit etmek mümkündür.

Kuantum Mekaniğinde ise geleceğe yönelik hiçbir kesin bilgimiz yoktur.

image1
Bu resim klasik mekanik ile kuantum mekaniğini karşılaştırıyor. Klasik fizikte belli bir etkide belli bir sonuç varken kuantum fiziğinde böyle bir durumdan bahsedemiyoruz. Sebepler belli bir sonucu üretmede yetersiz. Aynı sebepler varken pek çok farklı sonuç gözlenebilir. Bu da sebep sonuç ilişkisi olarak bilinen nedenselliğin geçerli olmadığını göstermektedir.

Materyalistler nedensellik prensibini gözlerinde çok büyüttüler. Adeta ilahlaştırdılar. Halbuki sebepler ile sonuçların her ikisini de Allah yaratmıştır. Evrenin başlangıcından sonuna kadar bütün sebep sonuç ilişkilerini Allah ezelde takdir etmiştir. Kuvantum fiziğindeki örneklerle sebeplerin sonuç yaratmada etkisiz olduğunu Allah gözler önüne sermiştir. Artık bu konu teknik bir gerçek halini almıştır. Materyalist bilim adamları dahi istemeye istemeye bunu kabul etmek durumunda kalmışlardır. Materyalist bir fizikçinin itiraf niteliğindeki şu sözleri dikkat çekicidir.

Nasıl olur da daha sonraki olaylar şimdikilerden tam olarak belirlenemez? Nasıl olur da bir sebebin olası iki veya daha çok sonucu olur? Eğer sonraki olayların seçimi doğal yasalarla belirlenmiyorsa, bu, bir kuvantum olayının olduğu her yerde, doğa üstü bir kuvvet(Tanrı) işin içine giriyor anlamına mı geliyor? Bu tür sorular bilimsel bir eğitim ile koşullandırılmış “Doğa şöyledir” gibi kavramsal sorunlara alışık ve temel doğruluğuna veya yanlışlığına aldırmaksızın kuvantum fiziği fikirlerini kendi çalışma veya araştırmalarına uygulayan fizik öğrencilerinin hepsini olmasa da çoğunu rahatsız eder. 1

Bu alıntıda da gördüğümüz gibi nedenselliğin çöküşü ile materyalizm ile aklı bulanan insanlar dahi Allah’ın varlığını görmeye başlıyorlar. Yine alıntıda geçen bilimsel bir eğitim ile koşullandırılmış ifadesinden kasıt materyalist felsefeyi sorgusuz sualsiz kabullenmiş demektir.

Bu konuda fizikçi Alastair Rae’nin yine şu tespiti vardır:
Görüleceği üzere, kuvantum fiziği bizi, Laplace’ın öngördüğü basit biçimdeki determinizmi yadsımaya götürür ve bundan dolayı da şimdiki durumu sadece geçmişin etkisi veya geleceğin sebebi olmayan bir evrenin varlığını kabul etmeliyiz. 2

Yani determinizmin artık bilimsel olarak savunulabilir bir yanı kalmamıştır. Her şey Allah’ın mutlak iradesiyle yaratılır.

Materyalistlerin Boşuna Çabası: Saklı Değişkenler Teorisi

Bu gerçek bazı materyalist bilim adamlarını derinden etkiledi. Hayat görüşlerini sarsan bu gerçek bir kısmını zorlama mantıklar üretmeye yöneltti. Kendilerince bu bilinmezliği ortadan kaldırmak için “Saklı Değişkenler” adlı bir teori ortaya attılar. Buna göre sonuçların sebeplerden bağımsız gözükmesinin nedeni bizim bazı fiziksel etkileri bilmiyor oluşumuzdu. Görmediğine inanmayan materyalistlerin, her şeyin Allah’ın iradesiyle yarattığını inkar etmek için tutunmaya çalıştıkları hayali teoriler, kendilerinin ne denli zor bir duruma düştüğünü göstermektedir. Ancak özellikle 1970’li ve 1980’li yıllarda yapılan bazı deneyler ile bu görüşün de yanlış olduğu kendi itiraflarıyla ortaya kondu. Dolayısıyla determinizm felsefesi tamamen çökmüş oldu.

image2
Bizler için evrenin küçük dünyasında olanlar o kadar belirsizdir ki. Örneğin bir elektronun atomda nerede bulunduğunu dahi bilemeyiz. Çok ilginçtir, bu bilgisizliğimiz yeteri kadar araştırma yapmamaktan kaynaklanan bir sonuç değildir. Herhangi bir gözlem yapmadığınızda elektronun atomun etrafında nerede olduğundan bahsedemezsiniz. Resimde gördüğünüz şekiller bunu anlatmaktadır. Bu şekiller gözlem yaptığınızda elektronun nerede olabileceği ile ilgili ihtimalleri vermeye yarar. Burada dikkat edilmesi gereken bir şey vardır. Modern fiziğe göre gözlem yapmadığınızda elektron diye bir varlık yoktur. Gözlem yaptığınızda da çok farklı yerlerde olabilir ve siz neresi olabileceğini önceden bilemezsiniz.

Kaynak:
1 Alastair I. M. Rae, Kuvantum Fiziği: Yanılsama mı Gerçek mi, Sayfa 43, ( Evrim Yayınevi )
2 Alastair I. M. Rae, Kuvantum Fiziği: Yanılsama mı Gerçek mi, Sayfa 11, ( Evrim Yayınevi )

MODERN FİZİK: Kuantum Dalga Fonksiyonları ve Mekansızlık

Lise eğitiminden geçen insanlara materyalist felsefeye uygun bir eğitim verilir. Bütün varlıkların kendi başlarına varolabilecekleri telkini verilir. Bu telkine uygun modeller zihinlerde oluşturulur. Bunlardan biri atomun yapısı ile ilgilidir. Aşağıdaki resimde ortalama insanın kafasındaki atom modeli vardır. Bu modele göre merkezde çekirdek ve çekirdeğin etrafında dönen küçük elektronlar vardır.

image1
Atom denildiğinde herkesin aklına gelen resim

İnsanların kafasına atom diye yukarıdaki resim benzeri bir model gelir. Bu insanların ortaokul, lise eğitimi sırasında sıklıkla karşılaştığı bir şekildir. Böylece bir cismin maddesel varlığı gerçekten varmış gibi öğretilir. Yukarıdaki şekil, olmayan bir şeyin resmidir. 20. yüzyılın başından itibaren yukarıdaki resme benzer bir atom modelinin olamayacağı esasen çok iyi biliniyordu. Çünkü elektronun atomun etrafında dönmesi neticesinde kaçınılmaz bir sonuç ortaya çıkar. O da atomun içine çökmesidir. Çünkü bu tür bir elektronun hareketinin değişen yönü sebebiyle elektromanyetik ışımaya sebep olur, bunun neticesinde enerjisinden kaybeder ve çekirdeğe yanaşır. Ancak hareketi devam ettiği için yine elektromanyetik ışıma yapar ve giderek çekirdeğe yaklaşır. Bu da en sonunda atomun kendi içine çökmesine sebep olur.

Nitekim dünyanın en çok okunan fizik kitaplarından birinde bu gerçek şu şekilde anlatılmaktadır:
“...Ancak bu teorinin ciddi bir kusuru vardır. Dönen elektron enerjisini tamamıyla dışarı verir. Her dönüşte giderek çekirdeğe yaklaşır. Spiral şeklinde çekirdeğe doğru dönerken sürekli spektrumlu bir ışınım yapar. Diğer kelimelerle, Newton ve Maxwell’in büyük klasik teorileri en basit atomun karşısında bir işe yaramıyorlar. Değil dalgaboyları, spektrum çizgilerini dahi açıklayamıyorlar. Aslında, onlar atomun
var olmaması gerektiğini tahmin ediyorlar.” 1

Atom fiziği, bugün materyalist felsefeyi reddetmektedir. Artık atom altı parçacıkların maddesel anlamda varlıklarından bahsedilmiyor. O’nun yerine atom altı parçacıklar “kuantum dalga fonksiyonları“ olarak bilinen matematiksel ifadelerle tasvir ediliyor. Bu dalga fonksiyonlarının herhangi nesnel bir gerçekliği yoktur. Matematiksel bir formülden ibarettir. Bu fonksiyondan olasılık fonksiyonları denilen matematiksel başka bir kavram elde edilir. Bununla örneğin elektronun konumunu ölçtüğümüzde belli bir yerde bulunabilme ihtimali hesaplanır. Aşağıda elektronun olasılık fonksiyonlarından elde edilmiş şekiller vardır. Bu şekiller tamamen ihtimallerle ilgilidir. Hiçbir fiziksel gerçekliği yoktur.


image1
Atomu modelleyen şekiller resimdeki gibidir. Yukarıdaki şekiller elektronun atomun etrafındaki mekansızlığını ifade eder. Çünkü bu şekiller elektronun atomun çevresinde gözlem yapıldığında bulunma ihtimali ile ilgili matematiksel fonksiyonların grafikleridir. Elektron siz gözlem yapmazken yoktur. Yalnızca gözlem yaptığınızda bulunabileceği yerler vardır.

Bir cismin gözlem yapılmazken konumundan, uzaydaki bulunduğu yerinden bahsedemiyorsak bu ne anlama gelir? Elbette ki böyle bir cisim yoktur. Materyalizm maddenin kendisini ilahlaştırıyor. Onu mutlak bir varlık olarak kabul ediyor. Maddenin uzaydaki konumu diye bir kavram olmaması ise ilah edindikleri maddeyi yokluğa atıyor.

Kaynak:
1) David Halliday, Robert Resnick, Jearl Walker; (John Wiley & SONS, INC. ) Fourth Edition, Fundamental of Physics , Page 1143